Her Yaş İçin Olumsuz Duyguları Yönetme Rehberi

Çocukluk, ergenlik, yetişkinlik gibi gelişim evrelerinde koronavirüs sebebiyle ortaya çıkan kayıp duygusuyla nasıl baş edebilirsiniz?

Günlük yaşamımızdaki rutin ve ritmin bozulması sonucu kaygı, öfke, huzursuzluk ve mutsuzluk gibi çeşitli olumsuz duygular açığa çıkabilir. 29 Mayıs 2020
TRT ÇOCUK
Koronavirüs döneminde çocukluk, ergenlik, yetişkinlik olmak üzere her gelişim evresinde, bireyler  farklı alanlarda kayıplar yaşıyor. Bu durum çok net farkında olunmasa dahi beraberinde getirdiği bir yas sürecini oluşturabiliyor. Ne kadar çabalarsak çabalayalım ani kayıplar ve kontrolümüz dışında engel olamadığımız durumlar yitiklik duygusu ile hüznü beraberinde getiriyor. Sahip olduklarımızın ayrılık veya kaybı ile birlikte yas kendini gösterebiliyor.

Çocukların belli bir günlerde fiziksel olarak okula gitmeleri ve okul içindeki rutinleri, çoğu yetişkinin iş sahalarından uzaklaşması, hafta sonu gezileri, sosyal aktivitelerle açık alanlarda keyifli vakit geçirme anları gibi pek çok alanda rutinlerin ve programların değişimi göze çarpan kaybettiğimiz durumlar arasındadır. Bunun yanı sıra yakın gelecekte pandemi öncesinde planlanan seyahatlerin, düğün merasimlerinin, özel gün davetlerinin, toplantıların, konserlerin, sosyal aktivitelerin iptal edilip tekrar net bir şekilde planlanılır olamaması, kayıp endişesilerimizi tetikleyen unsurlar çerçevesinde düşünülebilir. 
Günlük yaşamımızdaki rutin ve ritmin bozulması sonucu kaygı, öfke,  huzursuzluk ve mutsuzluk gibi çeşitli olumsuz duygular açığa çıkabilmektedir. Pandemi öncesinde normal ve olması gereken sıradan saydığımız pek çok şeyin kaybı, esasında yas sürecinin oluşturan meseleler arasındadır. Yas denilince zihinsel çağrışım olarak aklımıza ilk gelen ölüm sonucu oluşan yoğun kayıp hüznüdür. Oysaki yaşamlarımızda istenilir olmasa dahi muhtemel iş kaybı, boşanma ve taşınmalar gibi muhtevi durumlar kayıp hüznünü beraberinde getirebilmektedir. COVID-19 pandemisi ile birlikte sağlıklı ve ev ortamında güvende olan bireyler arasında kayıp endişesini ve hüznü tetikleyen çeşitli gündem ve meseleler olabilmektedir.

Bu durumları şu şekilde sıralayabiliriz: 

• Sevdiklerimizin sağlıklarına zarar gelme endişesi
• Potansiyel iş kaybı ve neticesinde finansal kaygılar
• Sosyal mesafe ile birlikte yalnızlaşma hissi 
• Günlük rutin ve alışkanlıklarımızda değişikler
• Yakın gelecekte planlanılan program ve özel günlerin iptal edilmesi
• Pandeminin dünyayı nasıl etkileyeceği ile ilgili belirsizlikler

Kayıplar neticesinde hüzün, endişe, öfke gibi çeşitli olumsuz duyguların açığa çıkması son derece normal bir durumdur. Bu duygularımız zihinsel, fiziksel ve duygusal işlevselliğimizi kaybettirecek noktaya ulaşmadan fark edebilmek ve bu durumu dikkate alıp öncelikle kendimiz bireysel olarak çeşitli baş etme becerileri geliştirme hususunda bir aksiyon planı oluşturmalıyız. Aksi halde kontrol edilemeyecek aşamaya geldiyse bir uzmandan destek istemekten çekinmemeliz. 

Kübler-Ross ‘’Hüznün Beş Aşaması’’

Psikiyatrist Elizabeth Kübler-Ross ‘’Hüznün Beş Aşaması’’ diye nitelendirdiği modelle; insanların ani kayıp ve travmalar neticesinde yası beş evrede, farklı şekilde deneyimleyerek yas sürecini tamamladıklarını açıklamıştır. Bunlar; inkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme olmak üzere aşamalandırılmıştır. Bu evreler sıralı şekilde sınıflandırılsa da, bireyler arasında bazı evrelerin deneyimlenme önceliği değişkenlik gösterebilir ve her evrenin süresi kişiden kişiye farklılaşarak deneyimlenebilir. 

Örneğin; yetişkin bir bireyi pandemi sürecinde Kübler-Ross Modeli ile yas sürecindeki deneyimleri aşağıda açıklanılan şekilde olabilir.

1. İnkar: Gribal enfeksiyonda da virüs söz konusu. Beni etkileyeceğini sanmıyorum.
2. Öfke: Tüm planlarım iptal oldu, birileri bunu bilerek çıkarttıdığını düşünüyorum artık.
3. Pazarlık: Belki bir süre evde kalırsam, işler yoluna girebilir mi?
4. Depresyon: Bu hep böyle mi devam edecek? Artık hiçbirşey yapmak istemiyorum.
5. Kabullenme: Bu durum global bir olay, evde kalıp kendim ve ailem için dikkatli olacağım. Sabır ve dikkatle atlatabiliriz.

İçinde var olduğumuz süreçte, hangi yas evresinin nasıl deneyimleneceği farklı yaş gruplarınınn  sosyal ve duygusal gelişimlerine ve bireylerin ruhsal dayanılıklarına göre çeşitlilik gösterebilir. Ancak psikolojik dayanıklılığımız ve iyilik halini sürdürebilmemiz baş etme becerilerimiz doğrultusunda bizlere mukavamet kazandıracaktır. Bu nedenle hernekadar beklenilir de olsa yas evrelerinden herhangi bir evrede takılıp kalmamız için işlevselliğimizi artıracak bilgi ve destekleyici becerileri kazanmamız oldukça mühimdir. İçinde bulunduğumuz süreci daha kolay ve kazanımlar edinerek atlatabilmemiz için; sürecin ve duygularımızın farkındalığını kazanıp, çeşitli efektif baş etme stratejilerini ruhsal ilk yardım repertuvarımıza ekleyebilmeliyiz. Böylece sürecin sonunda deneyimlediklerimiz, yaşamımızın geri kalan kısmında anlamlı bir yol rehberi olma niteliğini kazanabilir.  

GELİŞİMSEL DÖNEMLERE İLİŞKİN YAS SÜRECİ MESELELERİ ve BAŞ ETME BECERİLERİ

Erken çocukluk, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik ve ileri yaştaki bireyler arasında duygulanımlar ve tepkiler; duygusal, bilişsel ve psikososyal gelişim süreçleri çerçevesinde farklılık göstermektedir. Bu nedenle, Kübler-Ross Yas Modelindeki evrelerin farklı gelişimsel dönemlerde ne gibi deneyimler açığa çıkaracağını, o dönem çerçevesinde incelemek daha anlaşılır ve anlamlı olacaktır. Belli gelişimsel dönemlerdeki kaygı, öfke ve üzüntü gibi olumsuz duyguların ne şekilde açığa çıkabileceği anlaşılarak anlamlandırıldığında, bu duruma ilişkin baş etme becerilerini geliştirebilme noktasında özellikle ebeveynler için oldukça  işlevsel olacaktır. Bu argümana ilişkin hangi dönemde ne gibi meselelerin oluşabileceği ve bunlara yönelik neler yapılabileceğini inceleyelim.

1) Bebeklik Dönemi (0-1 Yaş)

Bebek dünyaya gözlerini açtığında ilk bakışmasını annesi ile gerçekleştirir. Bu tamamı ile annesinin bakımına muhtaç olan canlı, tüm maddi ve manevi ihtiyaçlarını gidermesi için kendine bakım verecek kişiye yoğun ihtiyaç duyar. Acıktığında beslenmesi, altının değiştirilmesi ve gazının çıkartılması en temel fiziksel ihtiyaçları arasındadır. Dolayısıyla annenin bebeğinin ihtiyaçlarına cevap vermesi bebeğin duygusal olarak temel güvenlik duygusu ihtiyaçlarını da karşılamaktadır. Diğer bir ifade ile bebek fiziksel ihtiyaçları yerine getirdiği ölçüde  kendine bakım sağlayan kişiye güvenip güvenemeyeceği duygusunu hisseder ve ilk temel güven duygusunu bu şekilde inşaa etmeye başlar. 

Pandemi günlerinde bebek sahibi anne yoğun bir kaygı, öfke ve üzüntü yaşıyorsa, sütünde azalma veya kesilme durumları olabilir ve bebeğine gereken besini sağlayamadığı için bir taraftan yetersizlik ve suçluluk duygusuları hissedebilir. Kübler-Ross Modeline göre bebekli annelerin pandemi yas sürecinde pazarlık evresi gözlemlenebilmektedir.  Örneğin; biraz daha bekleyerek daha ileriki dönemlerde çocuk sahibi olsaydık, bu stresi yaşamaz ve bebeğimin etkilenmesine neden olmazdım fikri açığa çıkabilir. Depresyon evresine evrilen bir aşamada ise anne yoğun ağlama hali, iştah kaybı veya artışı, uykularda ciddi azalmalar yaşayabilir. Dolayısıyla daha fazla fiziksel ve duygusal yorgunluğun içerisine giren anne,  çaresizlikle birlikte depresif duygularıyla baş başa kalabilir. Annesinin olumsuz duygularını sezgisel olarak güçlü şekilde algılayan bebekte  ise yoğun ağlamalar ve uykusuzluklar gibi olumsuz tepkisel davranışlar oluşabilir. 

Bu bilgiler ışığında erken dönem bebekli annelere önerilecek baş etme stratejileri şunlardır:

• İçinde olunan süreç bebekle birlikte hiç kolay değil öncelikle bu fikre zihni adapte edebilmek.
• Bebeğe en fayda sağlayacak beslenme anne sütü ancak yeterli değilse bebek ek besinle temel doyurulma ihtiyacını giderebilir.
• Anne güvendiği aile bireylerine duygularını ve destek hissettiği alanları ifade etmelidir.
• Anneyi ve bebeği sakinleştirecek nefes ve meditatif egzersizlere başlamak veya devam etmek fiziken ve ruhen iyi hissettirecektir.
• Anne ve baba bebeğin gelişimini takip ettikleri bir deftere gözlemlediklerini yazabilir.
• Anne bebeği için duygularını istediği sıklıkta yazdığı bir günlük ya da anı defteri oluşturabilir. Dolayısıyla geleceğe ait olumlu duyguların açığa çıkmasına yarar sağlayabilir.
• Bebekle evde varolan dekoratif olarak kullanabilecek her nesne ve eşya ile bir tema ya da konsept belirleyip anne ve baba birlikte gülümseyerek ve ileride anı koleksiyonuna eklenecek fotoğraf çekimleri yaparak mutlu hissedebilirler. 
Anne kendini sakinleştirmeye yönelik baş etme becerileri geliştirdikçe bebektede de o oranda sakinleşme gözlemlenebilir. Anne ruhsal ve fiziksel mukavamet kazanırken bebeğine yönelik sakinleştirebilme yönünde duygusal olarak kapsayıcılığını ve kucaklayıcılığını göstermeye yönelik şu yöntemlerden faydalanabilir:
• Bebeğin doğumuyla birlikte bahşedilen emme dürtüsü ön plandadır. Dolayısıyla emme dürtüsü ihtiyacını karşılaması amacıyla bebeği anne sütüyle emzirmek ruhsal ve fiziksel olarak en doyurucu ve sakinleştirici yaklaşımdır. Emmeye yönelik ihtiyacının daha fazla olduğu fark edilen bebeklerde emzik kullanımı da fayda sağlayacaktır.
• Anne kokusunun bebeği sakinleştirici etkisi yapılan pek çok araştırmada açıklanmıştır. Anne kucağında anne ile tensel temas kurmak bebeği sakinleştirmek için etkili yöntemlerden birisidir.
• Rahatlatıcı müziklerin ve seslerin terapötik etkisi yine yapılan pek çok araştırmada açıklanmıştır. Bebeğin anne karnında varoluşundan itibaren ilk duyduğu ses annesinin sesidir. Annenin bebeğe yumuşak bir ses tonu ile şarkı veya ninni söylemesi bebeklerin rahatlamasına yardımcı olacaktır.
• Annenin şarkı söyleyerek bebeği rahatlatması yanı sıra bebeğine sakinleştirici doğa veya enstrümantel müzikler dinletmesi sakinleşmesi yönünde yarar sağlayacaktır.
• Bebekler duyusal alanlarda hassas olmaları nedeniyle bebeğin cildine zarar vermeyecek aromatik yağlarla birlikte yumuşak dokunuşlarla bebek masajı yapılması hem fiziken hem de duygusal olarak gevşeme sağlayacaktır.
• Bebeği ılık su ile banyo yaptırmak hem rahatlatacak hem de uykuya geçişini kolaylaştıracaktır.
 
2) Bebeklik Sonrası Erken Çocukluk Dönemi (1-3 Yaş)

Yüremeyle birlikte çocuk anneden yavaş yavaş ruhsal ve fiziksel olarak ayrışmaya başlar. Fiziksel olarak anneden daha bağımsız olmaya başlayan çocuk yavaş yavaş çevresiyle etkileşimi arttıkça özerkliğini kazanmak ister. Bu dönemde çocuğun dil gelişimi sosyal etkileşiminin de desteğiyle ilerlemektedir. Özellikle 2 yaş sendromu diye adlandırılan ve ebeveynler tarafından zorlayıcılığı sıklıkla ifade edilen durum; çocuğun bilişsel ve duygusal olarak benmerkezci olması ve  empati yapma yeteneği gelişmemisinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla bu dönemde çocukta ısrarcılık, kendi dediğinin olması yönünde diretmelerle ebeveynlerin sabrını sınayabilir. Bu döneme ilişkin çocukların etrafllarında olup biten durumları ve nesneleri keşfetmeye ilişkin sınırsız enerjisi ve merakı göze çarpar niteliktedir. Evde çekmeceleri açıp kapatma, eşyaların yerini değiştirmesi ve dağıtması duyularını geliştirmeye yönelik gelişimsel bir eğilimdir. 

Pandemi günlerinde evde tükenmez enerjisi ile evde kalan çocukta fiziksel olarak enerjisini atamayan çocuklarda normal yaşantısına göre hareketliliği artış gösterebilir. Dolayısıyla enerjisini atamayan çocukta normale göre daha belirgin şekilde hareketliliği artabilir. Bu davranışları neticesinde ebeveynleri tarafından öfkelerek sınırlandırılmaya çalışılan çocuklarda belirgin bir inatçılık ve öfkelerini yönetememe durumu görülebilmektedir. Bu dönemde olan bir çocuğun kardeşleri varsa onlara karşı olan davranış ve tavırlarında agresif tavırlar oluşturması söz konusu olabilir. Gelişimsel olarak özerkliği keşfetme döneminde olan çocuklarda, evde kalma süreciyle ‘’özerkliği kaybetme’’ algısı oluşabileceginden Kübler-Ross yas modelinde özerkliğin yası olarak öfke evresi daha belirgin deneyimlenebilir. 

Bu dönemde özerkliğin yası olarak çocukta ağlama krizleri, öfkeyi hırçınlık ve agresif davranışlar olarak yansıtma açığa çıkabilirken; tuvalet eğitimini tamamlamış çocuklarda regrese olarak altına ıslatması da muhtemel durumlar arasındadır. Ebeveynlerin bu dönemdeki çocuklarıyla daha yumuşak geçişlerle atlatabilmeleri için çocuklarına baş etme becerileri geliştirmelerine yönelik gelişimsel özerklik ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak destekleri belirtilen yönlerde olabilir:

• Yemek yemeye karşı direnen çocuklar için; mevcut hazırlanmış yemek alternatiflerinden duyusal koku ve tat ayrıştırma becerisini kazanmaları için tüm yemekleri önce koklama ve sonra bir kaşık dahi olsa tatması  çerçevesini oluşturulup, sonrasında ise hangi yemekten yemek istiyorsa kendi seçimine bırakma esnekliği tanınabilir. 

• Çocuk uyandığında kıyafetlerinden üç alternatif sunup hangisini giymek istiyorsa kendi kararını verip istediği yönde seçim yapması sağlanabilir.

• Tuvalet eğitimi verilmesine rağmen altını ıslatan çocuklar için hoşgörü ile ‘’ufak bir kaza oluştu, istersen birlikte temizleyebilir’’ diyerek sürecin içine dahil edip suçluluk duygusu oluşturmadan sorumluluk alması ile özerklik duygusunu kaybetmemesine destek olunabilir.

• Bu dönemde çocuklar yapma-bozma yöntemiyle meşgul olmaya karşı bir merakları vardır. Evin belirlenen alanlarında serbestçe dağıtarak oynaması izin verilerek, toplama vakti geldiğinde ebeveyn desteğiyle bu ihtiyaçları giderilebilir. 

• Çocuklar öfkelendiğinde ebeveynleri tarafından duygularının uygun kelimelerle geriye yansıtılması, öncelikle duygularını öğrenebilmesi ve doğru şekilde ifade edilmesi adına oldukça önemlidir. Ebeveynleri tarafından çocuk  ne kadar erken yaşta duygularını doğru şekilde aktarabileceğini öğrenirse, ileriki dönemlerde iletişim kurma becerisini aşamalı şekilde rahatlıkla öğrenebilecektir.

3) Okul Öncesi Dönemi (3-6 Yaş) 

Bu dönemdeki çocukların dil ve motor gelişimi hızlı bir şekilde ilerlemektedir. Bir önceki döneme göre kelime dağarcığı artan çocuğun konuşma ve soru sorma eğiliminde artış gözlemlenecektir. Vücudunu fiziksel olarak daha fazla  koordine edebilen çocuk, artan enerjisi ile birlikte, özellikle kaba motor alanında belirgin bir şekilde ilerleme kaydeder. Dolayısıyla okul öncesi dönemdeki çocuklarda koşma, atlama, zıplamaya yönelik ihtiyaçları oyun ve hareketli aktivitelerle sağlanmaktadır. Bu gelişimsel dönemdeki çocukların temel meselesi ‘’girişimciliktir’’. Bir önceki gelişimsel dönemde açığa çıkan merakla birlikte özerlik duygusunu ideal olarak kazanmış çocuk, okul öncesi dönemde artık daha fazla teşebbüs ve girişimlerde bulunacak ve doğru orantılı olarak gelişmiş merak duygusunu girişimlerde bulunarak sağlamasını yapmak isteyecektir. Ebeveynleri tarafından merak duygusu artan çocuklarda, ne yazık ki kendini yetersiz hissederek suçluluk duygusu geliştirebilir. Merakı örselenmiş bir çocuk, öğrenme ve sosyalleşme yönünde dönemsel ihtiyaçlarını karşılayamaz ve haliyle bu durum onu duygusal olarak da olumsuz yönde etkileyeceğinden ‘’girişimcilik’’ yönünde daha pasifize bir konumda olarak, içe dönük tutumlar sergileyebilir. 

Metropol yaşama geçiş ile birlikte okul öncesi eğitim veren kurumların sayısının artması ve ihtiyaçlarla birlikte ebeveynlerin çocuklarını okul öncesi eğitime yönlendirmesi her geçen gün artış göstermektedir. Pandemi günlerinde özellikle kreş veya anaokula giden çocukların ani bir şekilde evde kalmaları sonucu enerjilerini atabilecekleri ve yeni girişimler yapabilecekleri alanlar sınırlanmıştır. Okulda bahçe saatlerinde rahatça koşup oynayabilen veya ebeveynleri tarafından parka götürülen çocukların bu döneme ilişkin en somut kaybı bu yöndedir. Bununla birlikte okul öncesi dönemindeki çocukların bilişsel, sosyal ve duygusal ihtiyaçlarını karşılamak üzere uzaktan eğitim yapılıyor olsa dahi arkadaşları ile fiziksel oyun etkileşimin olmaması çocukta oluşan diğer bir kayıp unsurudur. 

Gelişimsel olarak okul öncesi dönemde çocuklarda en sık görülen korkular; bedenine zarar geleceği, karanlık, anne-babanın terk edeceği gibi temalardır. İçinde bulunduğumuz Covid-19 Pandemi neticesinde, çocuklarda varolan gelişimsel korku temalarının kayıplarla birlikte daha fazla tetiklenmesi muhtemel bir durum olabilir. 
 
Özellikle yoğun kaygı içerisinde olup kaygısını yönetmekte güçlük çeken ebeveynlere sahip, sağlık sektöründe çalışan veya yakın çevresinde hastalıkla birlikte kayıplar yaşayan çocuklarda öfke, kaygı, korku ve depresif duygular açığa çıkabilir. Özellikle yakınlarına hastalık teşhisi konmuş çocuklarda, Erich Lindemann’ın ‘’beklentisel yas’’ kavramıyla ifade ettiği; bireyin kaybı direkt olarak yaşamadan kendi içinde yoğun kayıp endişesini duygusal olarak deneyimlemesi söz konusu olabilir. 

Okul öncesi dönemde çocukların dünyayı ve ilişkileri öğrenme, sınırları test etme, kendilerini ifade etme ve yaşadıkları olumsuz deneyimleri duygusal olarak sağaltımını sağlama gibi pek çok eğilimle oyun oynayarak çok fazla vakit harcarlar. Dolayısıyla bu dönemin gelişimsel olarak en temel ihtiyaçlarından birisi de çocukların oyun yoluyla kendilerini ifade etmeleridir. Kendi yas sürecini yaşayan çocuklarda oyunlarında korku, kaygı veya öfkeye ilişkin temalar açığa çıkabilir. Bu durum bazı ebeveyn için her ne kadar endişe verici dahi olsa, esasında çocuğun kendi duygularını ifade edebildiğini göstermektedir. Oyun kaynağı ile kendini ifade edemeyen çocuklarda açığa çıkabilecek muhtemel bazı sorunlar arasında; ağlama krizleri, alt ıslatma, tırnak yeme, uyku ve yeme problemleri başlıcalarıdır. 

Okul öncesi dönemdeki çocuklar için kayıpla ilişkili olumsuz duygularını yönetebilme stratejileri için şunlar önerilebilir:

• Bu dönemin en temel ihtiyacı olan fiziksel hareketlilik ihtiyacını karşılamak için çocukların günlük rutinine ilgi duydukları alanda egzersiz eklenmesi hem fiziksel hem de duygusal olarak ihtiyaçlarını karşılayacaktır.
• Bilişsel gelişim olarak soyut algılama yapma yetisine sahip olamadıkları için okul öncesi dönemindeki çocuklarda kaygı ve korku oluşturan meseleleri öykü ve masallar üzerinden açıklanması hem daha rahat anlamalarına yardımcı olacak hem de duygusal olarak içinde bulunduğu durumda yanlız olmadığını fark ederek rahatlamasına olanak sağlayacaktır.
• Çocuklarla birlikte öykü ve masal okuma saati sonrasında yapıldıktan resim çizimleri yapmalarını teşvik etmek veya masaldan bağımsız olarak boyama çalışmalarını duygularının dışavurumuyla bir rahatlama ve etkili bir baş etme stratejisi kaynağı sağlayacaktır. Resim çalışmaları tamamlandıktan sonra çizdikleri kişilerle ilişkin duygularını ifade etmeye yönelik; ‘’bu resimde neler oluyor? Resimdeki kişi ne hissediyor?’’ şeklinde ucu açık sorular yöneltmek duyguları ifade etme becerisi kazandırmak için etkili bir yöntemdir. 
• Açık havaya çıkma olanaklarının kısıtlı olmasından dolayı evde varsa bir balkonda saksılara çeşitli çiçek ve bitkiler ekilerek yapay bir bahçe olanağı oluşturulması ve günün belli saatlerinde güneşlenme, kitap okuma veya oyun saatlerinin bu alanda gerçekleşmesi olanağı rahatlatıcı ve destekleyici olacaktır.
• Ebeveynlerin kısa sürede olsa çocukların oyunlarına katılıp eşlik etmeleri; hem kendilerini değerli hissetme hem de nitelikli vakit geçirme adına oldukça fayda sağlayacaktır.
• Okul öncesi dönem çocuklarda bilişsel olarak somut algılama söz konusudur. Bu durum göz önünde bulundurularak, ebeveynler çocuklarına olumsuz duygularıyla baş etme becerileri kazandırmak için ‘’duygu ilk yardım çantası’’ oluşturabilirler. Bu çantanın içerisine görme, işitme, koklama, tatma ve dokunma duygularına yönelik çeşitli çocuğun ilgi alanlarına yönelik materyaller konularak özellikle iyi hissetmediği zamanlarda bu çantaya erişim sağlayarak kendini rahatlatabileceği yönünde bir anlaşma yapılabilir. Böylece çocuk olumsuz duyguları ile yapılandırılmış bir kaynağa sahip olduğunu bilerek, baş etme becerileri kazanma yolunda bir adım atmış olacaktır. 
• ‘’Duygu İlk Yardım Çantam’’ içerisine konulabilecek örnek materyaller şunlar olabilir: yumuşak tüylü bir oyuncak, atlamak için ip, stres topu, renkli hamurlar, boyama kitabı, renkli kalemler, köpük baloncuk yapma oyuncağı, renkli balonlar, çocuğun sevdiği doğal aromatik koku şişeleri, fotoğraf albümü, müzik çalar, yap-boz parçası, kar küresi, hikaye kitabı vb. çocuğun ilgisini çekecek materyaller. 

4) Temel Çocukluk Dönemi (6-11 Yaş)

İlkokul başlangıcı ile birlikte çocukların psikososyal gelişimleri açısından sosyal çevrenin varlığı ve sosyal çevre içerisinde kendini yapabildikleri ile konumlandırabilmesi ön plana çıkmaktadır. Sosyal olarak akranları ile bir arada daha fazla vakit geçiren okul dönemi çocukların, akranları ile iletişimleri ve sosyalleşmeleri ebeveynleri ile olan etkileşim ihtiyacına göre daha ön plana çıkmaktadır. Okul öncesi dönemdeki benmerkezci perspektiften bakan çocukların algısı, okul dönemine geçişiyle daha somut ve dış referans odaklı olduğu gerçeği açığa çıkmaktadır. Dolayısıyla bu dönemde çocuğun öğrenme, üretme ve kendini gösterme eğilimi okul öncesi döneme göre daha fazladır. Bu dönemdeki çocukların yaptıkları çalışmaları, davranış tutumları, başarı ve performansları diğer bireyler tarafından takdir etme arzusunu barındırmaktadır. 

Pandemi ile birlikte ilkokul dönemindeki çocukların içinde bulundukları durumla ilişkili olarak akranları ile vakit geçirme sürelerinde ciddi bir kısıtlama söz konusu olup, güçlü akran ilişkilerindeki kayıp sosyal ve duygusal açıdan olumsuz etkiler oluşturabilmektedir. Uzaktan eğitimle beraber ilkokul çağındaki çocuklarda motivasyon eksikliği ile birlikte isteksizlik, erteleme veya derslere katılımları reddetme fiziksel ve sosyal olarak okul kaybının yası niteliğinde olabilmektedir. Bu durum Kübler-Ross’un Yas Modeli perspektifinden yas sürecindeki inkar evresi olarak değerlendirilerek, bazı çocuklarda; ‘’dışarıya çıkıp okuluma fiziksel olarak gidemiyorsam, derslerin bu şekilde olmasını inkar ediyorum’’ cihetinden bir savunma oluşturabilir. Bununla birlikte ailenin bu duruma tepkisel yaklaşması, çocuğu diğer akranları ile kıyaslayarak; ‘’bak arkadaşların derslerine ne güzel katılıyor, bir de sana bak!’’ tarzındaki yaklaşımlar, çocukta yetersizlikle birlikte öfke duygusunu tetikleyebilecektir. Bununda ötesinde, öfkesinin dışavurumuna ebeveynleri tarafından müsade edilmeyip; duygusunu etkili bir şekilde ifade edemeyerek bastıran veya yönetemeyen bir çocuk agresif  eğilimle yıkıcı bir şekilde açığa çıkartabilir veya içine kapanarak depresif duygulanımları yoğun bir şekilde yaşayabilir. Dolayısıyla bu gibi durumlar sonucunda çocuk günlük yaşamında tamamen işlevselliğini kaybedebilir. 

Bu olasılıkları düşünerek, ilkokul dönemindeki çocukların kaygı veya yas sürecinde baş etme becerilerini geliştirmek için ebeveynlere şunlar önerilebilir:

• Ebeveynlerin çocuklarının okulunda olmayı ve arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi özlediğini fark ettiğinizde, bu durumu empatik ifadelerle geri bildirimler sağlayarak duygularını anlayabildiğinizi hissettirmek olumlu bir yaklaşım olacaktır.
• Sosyal olarak arkadaşları ile daha az vakit geçiren çocuklar için uzaktan eğitim saatleri dışında kendine yakın hissettiği akranları ile gün içerisinde ortak müsaitliğe uygun şekilde görüntülü görüşme saatlerinin günlük rutin içerisine yerleştirilmesi sosyal ve duygusal olarak iyi hissettirecektir.
• Uzaktan eğitime katılım sağlamak istemeyen çocukların motivasyonunu artırabilmek için öncelikle odasını istediği ve en rahat edeceği şekilde düzenlemesi ve dekore etme seçeneği sunulabilir.
• Derslere karşı ilgisini kaybeden çocukla kendisinin ders saatleri ve onun haricinde serbest vakit geçirme vakitlerini de ekleyerek görsel bir tasarımla hatırlatıcı plan göz önünde bir yere asılabilir. Böylece ebeveyn her ne kadar programı takip ediyor olsa da asıl sorumluluk çocuğa verilmesi üzerindeki duygusal baskıyı azaltmış olabilir.
• Ebeveynlerin tekrar tekrar ders vaktin geldi demek yerine, ders vaktinden 5-10 dakika önce çocuğun sevdiği bir içeceğin üzerine renkli post-it kağıtların üzerine motive edici mesajlar yazılıp sunulabilir. Bu durumla çocuğa sözel olmayan bir hatırlatma yapılmaktan kaçınılmış olunur, hem de çocuğun duygusal olarak desteklenmesi olağanı sunulmuş olacaktır. 
• İçinde bulunduğumuz belirsizlik ilkokul çocukları tarafından ‘’beklentisel yas’’ durumunu artırabilir ve okula fiziksel olarak gidemeyen çocuklar, gelecek yaz tatili döneminde de evde kalacağını düşünerek motivasyonunu kaybedebilir. Bu durum söz konusu olduğunda, ebeveynlerin sürecin belirsizliğini onaylayıp, şayet işlerin daha olumlu ilerlerse ileriki tatil dönemlerinde ne gibi alternatif planlar yapılabileceği yönünde sohbet ederek hem çocuğun motivasyonunu artırmış olacak hem de geleceğe yönelik umutsuz bir durum olmadığına yönelik duygusal rahatlama oluşturmuş olacaklardır. 

5) Ergenlik Dönemi (12-18 Yaş)

Çocukluk çağından gençliğe doğru ilerleyen ergenlik dönemi çocukların başlıca hormonal değişimler ve fiziksel gelişimle birlikte beden algısında farklılık ortaya çıkar. Fiziksel olarak çocukluktaki görüntüsü değişerek ergenliğe adım atan gencin, esasında ilk kaybı çocukluk beden algısı yönünde düşünülebilir. Vücudunda olan değişimler, ergenlik döneminde pek çok çocuğu rahatsız edebilir. Bedensel farklılaşma ile birlikte hormonal değişimler, çocuğun duygularında da değişimler oluşturmaktadır. Ani duygu geçişleri, kolay öfkelenme ve genel olarak daha içe dönük ve melankolik ruh hali ergenlik döneminin başlıca genel duygulanımları arasındadır. 

Bu dönem ebeveynlerinden fark edilir şekilde uzak kalma eğiliminde olan ergenler, akranları ile daha yakın ilişkisi içerisine girmekte ve okul veya sosyal ortamında gruplaşmalarla birlikte kendini grup içerisinde konumlandırma eğilimindedir. Çocukluk çağındaki mevcut ebeveyn-çocuk ilişkileri farklılaşmakta ve ebeveynlerle olan paylaşım ciddi ölçüde sınırlandırılır. Dolayısıyla ergenler bireysel ya da akranları ile vakit geçirmeyi, ebeveyn ve aileleriyle geçirmeye tercih ederler. Bu durum pek çok ebeveynin duygusal olarak içerlenmesine ya da öfkelenmesine sebep olsa bile bu ergenlik dönemi gelişiminin doğal bir gelişim sürecidir. 

Ebeveynlerinden duygusal ve fiziksel olarak uzaklaşma durumununda ötesinde bazı ergenler kendi kararları konusunda sınırlandırılmak istemeyip çatışma eğilimi içerisinde olabilir. Bu durumda yine ergenliğin, kendi kimliğini arama sürecinde bireyselleşme arzusuyla gelişen çatışmalar gelişimsel sürecin bir parçasıdır. Ergen çocuklara sahip ebeveynler; çocuklarına karşı bu noktada daha sabır ve hoşgörü ile yaklaşarak, çocuğun ailenin temel etik değerleriyle çatışmayan seçimlerine yönelik özgürlük hakkı tanımalıdır. 

Yapılan çalışmalarda nörolojik olarak prefrontal cortex ismiyle tanımlanan insan beyninin ön alanı; mantık kurma, analitik düşünme, problem çözme ve ayrıntılı düşünme gibi yürütücü işlevleri sağlamaktadır. Beynin bu alanı insan gelişiminde 25 yaşına kadar aşama aşama gelişmektedir. Dolayısıyla ergenlik döneminde görülen bazı anlık duygu iniş-çıkışları ve dürtüsel davranışlar nörolojik olarak da geçerli bir açıklamaya sahiptir. Ergenlik döneminin komplike bir dönem oluşu Freud tarafından ‘’ergenliğin normali anormalliktir’’ şeklinde ifade edilmiştir. Ergenlik gelişimsel süreci yetişkinlik sürecinin temelini oluşturması yönüyle oldukça kritik bir dönemdir. Bu dönem kendi içerisinde çocukluk döneminin kaybı ile mücadele ederken yeni bir kimlik inşaa etmeye yönelik olması nedeniyle, genç bireyler ebeveynleri tarafından nazik ve yapıcı tutum ve davranışlarla desteklenmelidir. 

Pandemi döneminde ergen çocukların  halihazırda  içlerinde barındırdıkları  gelişimsel dönemlerine ilişkin varolan kayıp hisleri yanı sıra  arkadaşları ile bir arada fiziksel olarak vakit geçirip sosyalleşme olanaklarını kaybetmeleri, ruhsal durumlarını daha hassas ve kritik bir noktaya taşımaktadır. Sosyal mesafe zorunluluğu nedeniyle olan kısıtlanmalar, ergen bireylerde öfke ile birlikte gerçekliği inkar etmeye yönelik tavırların açığa çıkması muhtemeldir. Bununla birlikte evde sürekli ebeveyn ve tüm aile bireyleri ile bir arada kalmaları sürekli gözlerin kendi üzerindeymiş algısını oluşturabilir. Bu hususta ebeveynlerin çocukların mahremiyetine ve bireysel vakit geçirme zamanlarına karşı hassas ve duyarlı olmaları son derece önemlidir. Son olarak, ergenlik çağında öfke ve depresif duygulanımları ile baş etme becerileri kazanamayan bireylerde, alkol ve madde kullanımına yönelik bağımlılıklar geliştirilebileceği veya öfkesini kendine yönelterek kendi bedenine zarar verici davranışlar sergilenebileceği yönünde araştırma verileri elde edilmiştir. 

Pandemi günlerinde ebeveynler için ergen çocuklarını destekleyici öneriler şunlardır:

• Ergenlerin en temel duygusal ihtiyaçlarından başlıcası; ebeveynleri tarafından kişisel mesafe alanlarının korunmasıdır. Bu durum hem fiziksel hem de duygusal bir ihtiyaç olarak algılanabilir. Ergen çocukların odasına girerken kapı çalarak izin istemek, arkadaşları ile sesli veya görüntülü görüşürken arkadan sorulmadığı sürece yorum getirmemek, lavabo veya banyoda kalma diğer aile bireylerinin hakkını ihlal etmediği sürece müdahale etmemek bunlardan başlıcalarıdır.

• Ergenler duygusal olarak desteklenmeyi beklerler ancak bu ebeveynle sürekli bir arada kalıp iletişim halinde olarak ve daha küçük yaş gruplarında olduğu şekilde kucaklama veya öpme gibi fiziksel temasa yönelik değildir. Daha çok fikirlerinin ebeveynleri tarafından reddedilmeden saygı çerçevesinde dinlenilmesi, ilgi alanlarının önemsenmesi ve ortaya koydukları çabalarının fark edilerek takdir edilmesi duygusal olarak desteklenme yönünde en etkili yaklaşımlar arasındadır.

• Ergenlik döneminde gençlerin ebeveynleri ile iletişimlerinin azalması bir çok ebeveynde kontrol sağlayamama algısı oluşturarak kaygı uyandırır. Her ne kadar gelişimsel bir durumun etkisi olsa da zaman zaman ebeveynler, çocukları ile hangi yönde ve nasıl iletişim kurulabileceği konusunda fikir sahibi olamayabilirler. Bu durumda, iletişim kurmanın sağlam temeli iyi bir ilişki ile başlar. İyi bir ilişki kurabilme yönünde; ebeveynler çocuklarının ilgi alanlarna ilişkin; dinlemekten hoşlandıkları müzikler ve takip ettikleri dizi veya filmler hakkında sohbetler oluşturabilmeleri ve geleceğe dair hayallerini paylaşabilmeleri oluşturabilmeleri ilişkilerini güçlendirmeleri yönünde faydalı olacaktır.

• Aile içi etkili iletişim geliştirme yönünde birlikte samimiyete dayalı iyi vakit geçirme oldukça faydalı bir yöntemdir. Bu hem aile içinde paylaşımı geliştirir hem de bireylerin duygusal ihtiyaçlarına olumlu yönde cevap verir. Ergen çocuğu olan ebeveynlerin haftada bir gün ergenin seçeceği film saati düzenlemeleri ile onun seçimlerine olan saygıyı ifade ederek bireyselliğinin onaylanması yönünde özgüven oluşturacaktır.

• Ergenlik döneminin en temel meselesi olan ‘’kimlik arayışı’’ yönünde ebeveynlerin kendi çocuklarının müzik veya spor gibi duyguların dışavurumuna destek sağlayan alanlarda, ilgi alanlarını bulmaları yönünde desteklemeleri ve motive etmeleri etkili bir başetme becerisi kazandırılması açısından oldukça faydalı olacaktır. 

6) Yetişkinler Çiftler ve Ebeveynler

Yetişkinlikle birlikte bireylerin kendilerine ve ailelerine karşı olan sorumluluk duygusunun üst seviyede olduğu bir dönemdir. Bu çerçevede aile kurma, iş sahibi olma, çocuk sahibi olma ve çocukların iyi bireyler olarak yetiştirilmesi merkezde olan gündemlerdir. Dolayısıyla gelişimsel olarak ön plana çıkan meseleler; sorumluluk üstlenerek bu sorumlulukları yerine getirmek ve üretkenliği artırmaya yönelik duygusal ve sosyal  ihtiyaçların doyurulmasıdır. Çift olarak bireylerin ilişki dinamiğinde temel ihtiyaçları arasında; birey olarak çiftlerin birbirlerinin duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını  kabul etmesi, ilgi alanlarına saygı duyulması, ortaya koyddukları  işlerin takdir edilmesi ve görev paylaşımları oluşturarak sorumluluk ve yüklerin paylaşılması bunlardan başlıcalarıdır. 

Ebeveyn olarak; çiftlerin çocuklarına ilişkin ortak sınır ve kurallar oluşturmaları ve bunların uygulanılır olabilmesi yönünde aynı frekansta kalarak birbirlerini destekleyen tutum ve davranış modelleri oluşturulması, aile içinde uyumu yakalama adına temel sorumluluk prensipleri arasındadır. Bu hususlar çerçevesinde, pandemi günlerinde günün büyük bir kısmını ya da tamamını evde geçirmek durumunda olan çiftlerin veya ebeveynlerin karşılaştıkları kayıplar arasında en temel mesele çift olarak geçirilen vakitlerin kaybı ve kendileriyle baş başa geçirdikleri bireysel vakitlerin ortadan kalkmasıdır. Özellikle ev ortamında tüm gün çocukları ile aynı alanda vakit geçirme zorunluluğunda olan ebeveynler; genel olarak kendilerini çocuklarını sürekli olarak mutlu etme gibi sorumluluk misyonunu üzerine alma yanılgısı içerisinde olarak, kaygı, stres, öfke gibi pek çok olumsuz duygulanım içerisine girebilmektedir.  Çocuğun ebeveynlerin duygu ve davranışlarını modellediği gerçekliği ile, ebeveynlerin günlük rutinleri arasında ebeveyn, çift ve birey rollerini ayrıştırabildiklerini görmeleri ve ebeveynlerin de kendileri için bireysel olarak özel vakitlere ihtiyacı olup buna yönelik kendileri için plan ve program oluşturduklarını görebilmeleri oldukça önemli bir durumdur. Çocukların ebeveyninin kendileri için kısa da olsa bireysel özel vakitler ayırdığını görebilmesi, kendilerinin baş etme becerileri geliştirmesi adına oldukça etkili bir model olacaktır. 

Yetişkinler, ebeveynler için baş etme becerileri kapsamında öneriler şunlardır:

• Fiziksel olarak aktif olmak hem fiziksel gücünüzü artırma hem de nörolojik olarak olumlu duyguların açığa çıkmasını destekleyen hormonların salgılanması yönünde oldukça etkili bir kaynaktır. Bu nedenle, günlük kısa sürelide olsa rutinler arasına keyif alınan evde yürüyüş planı, zumba, pilates, jimnastik gibi fiziksel aktiviteler eklenmesi faydalı olacaktır.

• Doğru nefes alınması beynimize daha fazla oksijen gitmesine yardımcı olarak stresi azaltmaya yardımcı olan önemli bir rahatlama mekanizmasıdır. Doğru olan nefes egzersizinde burundan nefes alıp, ağızdan vermektir. Günlük ortalama 18.000 ile 20.000 arasında nefes alıp vermekteyiz. Bu nefesler ne kadar doğru olursa o kadar beden-zihin-duygular arası bağlantıyı artıracak ve fiziksel ve ruhsal olarak rahatlatıcı ve iyileştirici olacaktır.

• İlgi ve hobi alanları stres ve diğer olumsuz duygularla baş edebilmek için oldukça önemlidir. Herkesin ilgi alanı birbirinden farklıdır. Kimimiz mutfakta yemek yaparak, kimimiz uyuyarak, kimimiz ise farklı ilgi alanları ile meşgul olarak rahatlayabilmektedir. Bu nedenle, dış referanslı başkaları tarafından onaylanma motivasyonunda olmayan, tamamen şahsi ilgi ve zevk alanlarına yönelik bir uğraş seçmek, kendimizle geçirdiğimiz kaliteli ve terapötik bir yönelim olacaktır.

• Duyguları ifade etme biçiminden en etkili olanları arasında sanatsal ve edebi alanlardır. Yazmayı seviyorsak duygularımızı yazdığımız bir anı defteri oldukça kolay ve pratik bir rahatlama aracıdır. Özellikle pandemi günlerinde yazıya döktüğümüz duygularımız, ilerleyen gelecek zamanlarda neler hissettiğimizi hatırlama ve gelişimsel olarak da duygularımızın nasıl şekillendiği yönünde bir ufuk açacak ve bize iç görü kazandıran bir kaynak olacaktır. 

• İnternetin bize kazandırdığı en temel şey; bilgiye çok kısa ve kolay şekilde erişebilme konforudur. Enstrüman çalmadan, kara kalem çizimi, yağlı boya, dikiş dikme vb. pek çok alanda uzun seriler halinde eğitici videolara internetten ulaşabilme kaynakları, kendimizi ilgi alanlarımızı keşfederek gerçekleştirebilme adına büyük kolaylık sağlamaktadır. Kaybettiğimiz şeylerin yerine bize keyif verecek başka şeyler eklemek ciddi anlamda terapötik bir etki oluşturacaktır. 



Önemli Hatırlatma: Bu içerik ilgili uzman danışman tarafından izleyicilerimizi bilgilendirme amaçlı hazırlanmıştır. Kendinizin veya çocuğunuzun sağlığı ile ilgili her konuda, bir tıp doktoruna veya çocuk eğitimi ve psikolojisi alanında çalışan uzmanlara danışmanızı tavsiye ederiz.

YORUMUNUZ / GÖRÜŞÜNÜZ

MESAJINIZ GÖNDERİLİYOR,
LÜTFEN BEKLEYİNİZ...

MESAJINIZ İÇİN TEŞEKKÜRLER. MESAJLARINIZ SAYFAMIZDA YAYIMLANMAYACAKTIR. YALNIZCA İÇERİK GELİŞTİRME AMAÇLI DEĞERLENDİRİLECEKTİR.

FORMDAKİ BAZI BİLGİLER EKSİK.
LÜTFEN GİRDİĞİNİZ BİLGİLERİ GÖZDEN GEÇİRİRMİSİNİZ...

GÖNDER